0216 399 93 15
info@yucekanhukuk.com

BOŞANMA DAVALARI, ÇEŞİTLERİ, ESAS VE USULLERİ10.09.2022

BOŞANMA   DAVALARI

ÇEŞİTLERİ   VE  USUL  İLE  ESASLARI

 

Boşama davaları, hukuken geçerli bir evliliğin yine hukuken mahkeme kararı ile sona erdirilmesi, bu sona erdirmenin maddi, manevi ve sair hususları hakkında doğan sonuçlarını içeren davalardır. Boşanma davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemeleri olup, yetkili mahkemeler ise eşlerden birinin yerleşim yeri veya tarafların davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

 

Temelde yürütülen aşamalar şu şekilde sıralanabilir: Önce dava dilekçesi davalıya tebliğ edilir, davalı 2 hafta içinde cevap vermekle yükümlüdür. Davalının cevap dilekçesi davacıya iletilir ve devamında davacıya cevaba cevap vermek için hak doğar. Davacının bu dilekçesi de davalıya iletildikten sonra davalıya 2.cevap dilekçesi unma imkanı doğar ve devamında mahkemece tensip düzenlenerek taraflara duruşma günü tebliğ edilir. Tensiple birlikte taraflara delilleri sunmaları için ihtarat yapılır. Duruşma günü ile birlikte fiziki olarak da yargılama başlamış olur. Mahkemece gerekli görülmesi halinde bu aşamalar değiştirilebilir. Yargılamanın yapılması sırasında deliller toplanır, tanıklar dinlenir, gerekli görülmesi halinde taraflar ve çocuklar için uzman ile görüş sağlanarak rapor alınabilir.  

 

Anlaşmalı boşanma davası hariç, diğer boşanma davası çeşitlerinde Mal rejimi, tarafların evlilik birliği içinde edindikleri mallar, ziynet eşyaları alacakları, değer artış payı ile katkı payı talepleri ayrı bir dava olarak görülür: Taraflar isterlerse ayrı bir dava olarak mal paylaşım davası açabilirler. Ya da taraflar isterlerse boşanma davasının içeriğinde talep ederler ve sayın mahkeme bu talebi tefrik ederek ayrı bir dosya numarası verir ve davayı ayırabilir. Ancak her halukarda mal paylaşım davası, boşanma davasının kesinleşmesinden sonra görülerek karara bağlanır.

 

 

Boşanma davalarına ilişkin temel hükümler Türk Medeni Kanunu madde 161 ve devamında yer almıştır. Bu hükümlerde de değinildiği üzere özel boşanma sebepleri olduğu gibi genel boşanma sebepleri de mevcut olabilir. Bu doğrultuda aşağıda detayları ile değindiğimiz üzere boşanma davaları ANLAŞMALI ve ÇEKİŞMELİ olarak 2’ye ayırarak ele alınabilir :

 

 

1.ANLAŞMALI BOŞANMA DAVALARI  :

 

 

Eşlerin, boşanmanın tüm sonuçlarında anlaşarak hazırlayıp, imza altına aldıkları Anlaşma Protokolünü ibraz ederek açtıkları ve tarafların iradelerinin sabit olması halinde genelde tek celsede sonuçlanabilen boşanma davası türlüdür. Türk Medeni Kanunu 166/3 uyarınca Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.”  Buradaki temel kural, eşler arasındaki evliliğin en az bir yıl sürmüş olması ve her iki tarafın da boşanmanın sonuçları hususunda aynı iradeye sahip olmasıdır.

 

 

Bu dava türünde taraflar, herhangi bir baskı altında olmaksızın bir araya gelerek, boşanmanın sonuçları olan “Boşanma iradesi, mal rejimi, nafaka, velayet, maddi-manevi tazminat, ev eşyaları ve sair” tüm hususlarda ortak iradelerini sundukları yazılı bir protokol hazırlarlar. Bu protokol tarafların vekilleri aracılığı ile olabileceği gibi bizzat taraflarca da hazırlanabilir.

 

 

Ancak protokolde eksik kalan, değinilmeyen ya da hatalı olarak ifade edilen hususların ileride ağır sonuçları olacağı göz önüne alınarak uzman yardımı alınması tavsiye edilir. Zira bu sonuçlar ömür boyu karşınıza çıkabilecek derece olacağı tartışmasızdır.

 

 

Tarafların imzalarını taşıyan protokol, davayı açan tarafça, dava dilekçesi ile birlikte sunulup harç ve masraflarının yapılmasının ardından, tevzi edilen mahkemece karşı tarafa tebliğ edilir ve devamındaki aşamada mahkemece duruşma günü belirlenerek taraflara bildirilir. Vekilleri olsa dahi tarafların bizzat mahkemede hazır olması ve boşanma iradelerini sözlü olarak da mahkemeye sunmaları beklenir. Herhangi bir eksikliğin olmaması ve protokolün usulüne uygun olması halinde mahkemece kısa karara hükmedilir ve ardından en geç 1 ay içinde gerekçeli karar hazırlanarak taraflara tebliğe çıkarılır. Tebliğin ardından kendilerine sunulan itiraz süresinde karara itiraz edilmemesi halinde karar kesinleşerek mahkemece nüfus müdürlüğüne boşanma hali bildirilir.

 

 

 

2.ÇEKİŞMELİ BOŞANMA DAVALARI  :

 

  

Aşağıda sayılan sebeplerle açılan ve tarafların boşanma hususunda ortak iradede buluşmadıkları boşanma davası çeşidi, Çekişmeli boşanma davalarıdır. Aile toplumun temel taşıdır. Bu nedenle kanun koyucu keyfiyet veya kötüniyet hallerine karşı bu sınırlandırmayı getirmiştir. Kanunda sayılan boşanma davası sebepleri Türk Medeni Kanunu 161-166.maddeleri arası irdelenmiştir. Bu sebepler :

 

         * Zina (T.M.K. m.161) ,

         * Hayata Kast, Pek Kötü Muamele, Onur Kırıcı Davranış (T.M.K. m.162) ,

         * Küçük Düşürücü Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme (T.M.K. m.163) ,

        * Terk (T.M.K. m.164) ,

         * Akıl Hastalığı (T.M.K. m.165) ,

         * Evlilik Birliğinin Sarsılması  (T.M.K. m.166) ,

         * Yeniden Bir araya Gelememe (TMK 166/4)

 

olarak düzenlenmiştir. Tüm bu boşanma çeşitlerinde anlaşmalı boşanma davası ve akıl hastalığı sebebiyle açılan boşanma davası dışında kalan boşanma sebepleri kusura dayalıdır. Dolayısıyla ispatlanması halinde ve olguların içeriğine göre kusurun ağırlığı, hükmedilecek nafaka ve tazminat miktarını da etkileyecektir.

 

 

a . Zina ve Aldatma Sebebiyle Boşanma Davası (TMK 161)  :

 

 

Türk Medeni Kanunu 161. Maddesine göre, Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”

 

 

Burada bahsedilen husus cinsel münasebette bulunulmasıdır. Zinaya dayalı boşanma davasında ispat oldukça zor olabilir, zira eşin bu cinsel münasebeti ispat edebilmesi mümkün olmayabilir; ispatlanamaması halinde yalnızca zinaya dayalı dava açılmış ise davanın reddi ile sonuçlanabilir. Yargıtaya göre cinsel münasebette bulunulmuş olma durumunun, olası ihtimalle yüksek olması, buna dair sunulan delillerin KARİNE teşkil etmesini de kabul etmektedir. Örneğin eşlerden birinin karşı cinsten biri ile bir otelde kalması, aynı evde yalnız kalması, birlikte tatile çıkması gibi durumlar zinaya karine teşkil eder. Yakın nitelikte gönderilen mesajlar zinayı kanıtlamaya yeterli olmasa da Türk Medeni Kanunu m.185 ‘te düzenlenen eşlerin birbirine sadık kalma yükümlülüğü çerçevesinde Evlilik Birliğinin Sarsılması nedeniyle açılacak boşanma davasını destekleyecektir.

 

 

Madde metninde yer alan dava açma süresi, zina fiilinin öğrenilmesinden itibaren 6 aydır. Bu süre hak düşürücü süredir. Ancak fiilin gerçekleşmesinin üzerine 1 yıl geçmemişse ancak fiil 6 aydan sonra öğrenilmişse ve yeni öğrenildiği kanıtlanabilir ise yine de dava açılabilir. Yukarında değinildiği üzere bu süre zina nedeniyle açılan dava için geçerli olup, bu süre geçmiş olsa bile Evlilik Birliğinin Sarsılması nedeniyle açılacak boşanma davasına engel teşkil etmeyecektir.

 

 

Yine madde metninde açıkça yer aldığı üzere söz konusu fiili öğrenen eş bu fiilden sonra diğer eş affetmiş ve evlilik birliğini devam ettirmiş ise, daha sonradan bu fiili dayanak göstererek dava açamaz.

 

 

b . Hayata Kast, Pek Kötü Muamele, Onur Kırıcı Davranış Sebebiyle Boşanma Davası (T.M.K. m.162) :

 

 

Türk Medeni Kanunu 162. Maddesine göre, “Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”

 

 

Hangi hallerin bu başlıkta ele alınacağı yargılama sırasında hakimce değerlendirilir. Örneğin trafik kazası gibi kasıtsız zarar verme hali veyahut akıl sağlığı yerinde olmayan eşin davranışları hayata kast sayılmayacaktır. Ancak öldürme girişiminde bulunmak, eşi intihara teşvik etmek, aç bırakmak, odaya kilitlemek, sürekli hakaret ve aşağılayıcı sözler sarf etmek gibi eylemler bu başlıkta ele alınabilir.

 

 

Madde metninde yer alan dava açma süresi, kast davranışından itibaren 6 aydır. Bu süre hak düşürücü süredir. Ancak fiilin gerçekleşmesinin üzerine 5 yıl geçmemişse ancak fiil 6 aydan sonra öğrenilmişse ve yeni öğrenildiği kanıtlanabilir ise yine de dava açılabilir. Yukarında değinildiği üzere bu süre bu sebeple açılan dava için geçerli olup, bu süre geçmiş olsa bile Evlilik Birliğinin Sarsılması nedeniyle açılacak boşanma davasına engel teşkil etmeyecektir.

 

 

Yine madde metninde açıkça yer aldığı üzere söz konusu fiili öğrenen eş bu fiilden sonra diğer eş affetmiş ve evlilik birliğini devam ettirmiş ise, daha sonradan bu fiili dayanak göstererek dava açamaz.

 

 

c . Suç İşleme ve Haysiyetsiz Yaşam Sürme Sebebiyle Boşanma Davası (T.M.K. m.163) :

 

 

Türk Medeni Kanunu 162. Maddesine göre, “Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.”

 

 

Burada aile birliğini yıpranması, bu fiili nedeniyle diğer eşte baskın derecede utanç duygusu yaratması, toplum nezdinde de kınanma ve ahlaki yönden aykırılık teşkil eden, şeref ve haysiyet kavramları ile bağdaşmayan bir fiilin varlığının söz konusu olduğu açıktır. Bu fiilin evlilik birliği kurulduktan sonra ortaya çıkması ve diğer eş için çekilmez nitelikte olması gereklidir. Suç işleme nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için, suçu işleyen eşin kesinleşmiş hüküm giymiş olması gerekmez.

 

 

Kanun koyucu burada herhangi bir süre sınırlaması da getirmemiştir. Diğer eş, fiili uygulayan eş ile birlikte yaşayamayacak derecede hissiyata eriştiği her zaman bu davayı açabilir.

 

 

ç . Terk Sebebi ile açılan Boşanma Davası (T.M.K. m.164) :

 

 

Türk Medeni Kanunu 164. Maddesine göre,Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz”

 

 

Madde metninden de anlaşılacağı üzere Terk sebebiyle açılacak boşanma davası belli başlı şartlara tabidir. Eşlerden biri herhangi bir haklı ve geçerli sebep olmaksızın ortak yaşamı terk etmiş olması, ortak bir boşanma iradesinin mevcut olmaması, bu terkin arada birleşme olmaksızın en az 6 ay sürmesi, bu süreçte eşe resmi yollarla bir ihtar çekilerek ortak haneye dönme çağrısının yapılmış olması ve buna rağmen terk eden eşin eve dönmemiş olması gereklidir. Terk eden eşin adresi bilinmiyorsa ihtar ilan yoluyla yapılabilir. Buradaki süre ve ihtar şekli önemli olup uzman yardımı alınmaz ise açılan davada henüz esasa girmeden usulden red durumu ile karşılaşılması ne yazık ki olasıdır.

 

 

d . Diğer Eşin Akıl Hastalığı Sebebiyle Açılan Boşanma Davası (T.M.K. m.165) :

 

 

Türk Medeni Kanunu 165. Maddesine göre, “Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.”

 

 

Akıl hastalığı, kişinin ayırt etme gücünden yoksun bulunması hali olarak ifade edilir ve mutlak bir boşanma sebebidir. Zira kanunda Akıl Hastalığından başka herhangi bir hastalık boşanma sebebi olarak gösterilmemektedir. Burada aslolan durum, evlendikten sonra meydana gelen bu akıl hastalığı sebebiyle ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olmasıdır. Akıl hastalığı, evlenmeden önce ortaya çıktığı taktirde ise işbu evlilik mutlak butlanla sakattır. 

 

 

Mahkemece akıl hastası olduğu iddia edilen eşin fiil ehliyeti olup olmadığı tespit edilir.  Davalı eşin yani akıl hastası olduğu iddia edilen tarafın, fiil ehliyetinin olmadığı kanaatine varıldığı takdirde davalının yasal temsilcisinin davaya dahil edilmesi gerekmesi, yasal temsilcisi yok ise bekletici mesele yapılarak önce davalıya yasal temsilci atama işlemlerinin tamamlanması gerekir ve dava artık yasal temsilci tarafından takip edilir. Devamında mahkemece, dava konusu akıl hastalığının, kişinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesini engelleyip engellemediği, eşinin ve çocuklarının yaşam ve sağlığı hususunda tehlike arz edecek olup olmadığını, davacı eş açısından durumun çekilmez halde olup olmadığı, özetle evlilik birliğinin sağlanıp sağlanamadığı değerlendirilir.

 

 

Burada kanun koyucu dava açılması için herhangi bir süre öngörmemiş olup, davacı eş, diğer eşin akıl hastalığını ileri sürerek her zaman dava açabilir. 

 

 

e . Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması (Şiddetli Geçimsizlik) Sebebiyle Boşanma Davası :

 

 

Türk Medeni Kanunu 166/1-2 hükümlerine göre “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.”

 

 

Şiddetli geçimsizlik, diğer bir adıyla evlilik birliğinin temelden sarsılması ile açılan boşanma davaları, uygulamada en yaygın görülen boşanma çeşididir. Burada temel husus; ister psikolojik, ister ekonomik, ister fiziksel olsun, türü fark etmeksizin taraflardan birinin diğerine veyahut her iki tarafın da birbirine şiddet uygulayarak, kötü davranarak, birlikte yaşamanın gerektirdiği ilke ve kaidelere uymadığı veya karı-koca ilişkisini ortadan kaldıran davranışların varlığı halinde ele alınan boşanma davası çeşididir. Örneğin; baş başa iken veyahut toplum içinde devamlı küçümseme, hakaret vari konuşma, eşin dedikodusunu yapma, fiziksel şiddet uygulama, evin-eşi-çocukların ihtiyaçlarını kasten karşılama, sürekli kötü kokma, cinsel birliktelikten kaçınma, aşırı kıskançlık gibi birlikte yaşamayı imkansız kılan haller gösterilebilir.  

 

 

Burada da madde metninde açıkça yer aldığı üzere söz konusu fiili öğrenen eş bu fiilden sonra diğer eş affetmiş ve evlilik birliğini devam ettirmiş ise, daha sonradan bu fiili dayanak göstererek dava açamaz.

 

 

Şiddetli geçimsizlik nedeni ile açılan davada tarafların evlilik birliğinden bu yana yaşadıkları olayların örgüsü, ispat araçları ve bunların hukuki çerçevede ele alınması yönünden hazırlanacak dava dilekçesi oldukça önem arz etmektedir. Yazılacak ve ispatlanacak her hususun; var ise tarafların çocuklarının velayeti, nafaka, maddi-manevi tazminat gibi boşanmanın sonuçları noktasında önemli rol oynadığı unutulmamalıdır. Bazı hallerde taraflar kendileri hazırladıkları dilekçelerde bazı önemli noktaları kaçırmakta, onun yerine belki de davada geçersiz kalacak hususlara yoğunlaşarak dilekçenin adeta beyan havuzunda boğulmasına sebep olup ana noktadan uzaklaşmaktadır. Bu nedenle muhakkak bir uzmandan destek alınması önerilir.

 

 

f . Yeniden Bir araya Gelememe Sebebiyle Boşanma Davası (TMK 166/4) :

 

 

Tük Medeni Kanunu 166/4 ‘e göre “Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.”

 

 

Eşlerden birisi herhangi bir nedenle bir boşanma davası açtıktan sonra, o davanın reddine karar verilmişse ve red kararının kesinleşmesinden sonra 3 yıl boyunca evlilik yaşantısı tekrar kurulamamışsa, yeniden açılan davada artık evlilik birliğinin temelden sarsıldığı, zira tarafların bir arada tutulmaya zorlanılamayacağı açıklığa kavuşmuş olacaktır.

 

 

 

Boşanma davası ve devamında açılan mal paylaşım davaları oldukça hassas detaylarla bezenmiş olup oldukça uzun ve yıpratıcı bir süreçtir.  Bu detaylar içerisinde, taleplerinizi ve sorunlarınızı hangi usul ve şartlar altında çözebileceğiniz noktasında ve ilerleyeceğiniz yargısal yollarda nelerle karşılaşabileceğiniz hususlarında detaylı bilgi edinmek, olası zaman ve masraf kayıplarını önlemek için uzman bir avukat ile çalışmak fayda vardır. Bunun için iletişim bilgilerimizden bizimle irtibata geçebilir, ofisimizde yer alan alanında tecrübeli tüm avukatlarımızdan sözlü ve yazılı destek alabilirsiniz. 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Makaleler

  • Ücretli ve Ücretsiz İzin Tanımları
    Ücretli ve Ücretsiz İzin Tanımları ve Bilmeniz Gerekenleri kısa bir makale içerisinde birleştirdik. İşinize yarayacak bilgileri paylaştığımızı umuyoruz.
  • Kıdem Tazminatı Alma Şartları
    Günümüzde Kıdem Tazminatı ile ilgili çalışma hayatımızda halen kullanılan yasal düzenleme 4857 sayılı yasadaki maddedir. Bu maddeye göre bir işçinin kıdem tazminatı
  • Fazla Çalışmanın İspatı Nasıl Yapılır?
    İş Kanunumuzda fazla çalışma haftalık 45 saati aşan çalışmalar şeklinde tanımlanmıştır. Aksi belirlenmişse bu süre, işyerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır.